ATATÜRK İNKILÂPLARI

İnkılâp Nedir?

TDK sözlüğünde inkılâp (ya da devrim) sözcüğü “belli bir alanda yapılan hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik” olarak tanımlanır. Daha bir dar anlamı ise “daha iyisini getirmek amacıyla mevcut siya­sal ve toplumsal yapının gerektiğinde zor kullanılarak değiştirilmesi”dir. İnkılâplar, çoğu zaman ihtilal (yani eski rejimi yıkma) ile başlar. İhtilal sonrasında köklü bir takım yenilikler yapılırsa, o ihtilâl, inkılâp halini alır. Yani her ihtilâl ya da ayaklanma inkılapla sonuçlanacak diye bir kural yoktur.
Türk inkılâbı, “inkılâp” kavramına çok iyi bir örnektir. Çünkü 1919–1922 yılları arasında yapılan Kurtuluş Savaşı, sadece İtilaf Devletleri’ne karşı yapılan bir ulusal bağımsızlık savaşı değil, aynı zamanda saltanat egemenliğine karşı verilen ihtilâlci bir mücadeledir. Nitekim 11 Ekim 1922’de İtilaf Devletleri imzalanan ve Kurtuluş Savaşı’nı fiilen sonra erdiren Mudanya Ateşkes Antlaşması’ndan yirmi gün sonra, 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması bir tesadüf değildir. Bu tarihten 1938 yılına kadar yapılan sayısız yenilik ile yepyeni bir devlet ve yepyeni bir düzen kurulmuştur. İşte biz buna “Türk İnkılabı” diyoruz.
1922-1938 arasında yapılan inkılapları kategoriler halinde gösterelim.

A. Siyasal İnkılâplar

Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)

Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında kurulan (23 Nisan 1920) Türkiye Büyük Millet Meclisi, halktan kopuk Osmanlı yönetiminin yanında, “halk iradesi”nin gerçek temsilcisi olmuştu. İyice eskimiş ve yıpranmış saltanatsa, TBMM’yi, yani ulusun egemenliğini tanımamasının yanı sıra, Sevr Antlaşması’nı imzalamış, düşmanla işbirliği yapıp, çıkarttığı ayaklanmalarla Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı baltalamaya çalışmıştı. Zaferden sonra Mustafa Kemal, İtilaf Devletleri’nin Lozan Barış Konferansı’na Ankara Hükümetinin yanı sıra Osmanlı Hükümeti temsilcilerini de çağırmaları üzerine, 1 Kasım 1922’de TBMM’de yaptığı konuşmada saltanatın akla aykırı olduğunu belirterek, kaldırılmasını istedi. Saltanatın İstanbul’un işgal tarihinden (16 Mart 1920) başlayarak kalkmış olduğu TBMM’de oybirliğiyle kabul edildi. Saltanatın kaldırılmasıyla Padişahlık sıfatı kalkan VI. Mehmet Vahdettin de 17 Kasım günü bir İngiliz zırhlısıyla İstanbul’dan ayrıldı.

Türkiye’nin İdari Teşkilatlandırılması ve Ankara’nın Başkent İlan Edilmesi

Cumhuriyet ilan edilmek üzereyken Türkiye’nin idari teşkilatlanmasında büyük bir değişikliğe gidildi. Bu düzenlemelerin yapılmasındaki amaç, halkın ihtiyaçlarını en iyi şekilde hizmet vererek karşılamaktır. Bu düzenlemelerle en büyük idari birim olarak il kabul edilmiş, iller ilçelere, ilçeler de bucak ve köylere ayrılmıştır.
13 Ekim 1923’te Ankara başkent ilan edilmiştir. Ankara’nın başkent yapılmasının siyasal nedenlerini 8 nolu çalışma kâğıdında yazmıştık.

Cumhuriyet’in ilanı (29 Ekim 1923)

Saltanatın kaldırılmasının ve Lozan Barış Antlaşması’nın ardından TBMM’de en çok tartışılan konulardan biri, yeni devletin niteliği sorunuydu. Kendisi bir hükümet olan TBMM’nin ayrı bir hükümeti ve bu hükümeti yönetecek bir başbakanın bulunmaması, meclis içinden bakanların seçiminde adayların gerekli oyu sağlamakta güçlük çekmeleri, sürekli sorunlara yol açmaktaydı. 27 Ekim 1923’te Ali Fethi (Okyar) Bey başkanlığındaki hükümetin istifası ve Cumhuriyet Halk Partisi grubunun yeni hükümet listesi üstünde anlaşmaya varamaması üzerine, Atatürk
28 Ekim gecesi arkadaşlarını toplayarak sorunun gerçek çözümüyle ilgili düşüncesini açıkladı ve İsmet İnönü’yle o gece devletin niteliğinin cumhuriyet olduğunu saptayan bir yasa tasarısı hazırladı. Ertesi gün TBMM, anayasa değişikliğini kabul ederek cumhuriyeti ilan etti ve oybirliğiyle Gazi Mustafa Kemal’i Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçti.
Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)

Saltanatın kaldırılmasından ve Mehmet VI Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılmasından sonra, TBMM’nin 18 Kasım 1922’de halife seçmiş olduğu Abdülmecit Efendi, eski rejim yanlılarının tek umudu haline gelmiş, bundan güç alan Abdülmecit Efendi de yeniden törenler düzenlemeye ve demeçler vermeye başladı. Bazı İslam ülkelerinin kendisine bağlılık bildirmeleri üzerine İslam dünyasının önderi tavrı takınmaya başladı. Bu durumun yeni kurulmuş cumhuriyet yönetimi için tehlikeli olabileceğini kavrayan Mustafa Kemal, İzmir’deki ordu tatbikatları sırasında ordu komutanlarına hilafetin kaldırılması konusunda düşüncesini açıklayıp, yasanın meclis gündemine getirilmesine karar verdi. 1 Mart 1924’teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı hanedanına verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra 3 Mart 1924’t kabul edilen yasayla, halifelik kaldırılıp, ilerde saltanat ve halifelik iddiasında bulunmamaları için Osmanlı hanedanı üyelerinin de yurt dışına çıkarılmaları kabul edildi.

B. Hukuk Alanında Yapılan İnkılâplar
Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütününe hukuk diyoruz. Bu dönemde yapılan hukuki düzenlemeler şunlardır:

  1. Seriye Mahkemelerinin Kaldırılması ve Yeni Mahkemeler Teşkilatının Kurulması Kanunu (8 Nisan 1924)
  2. Türk Medeni Kanunu (17 Şubat 1926

Bir toplumdaki insanların birbirleriyle ilişkilerini düzen­leyen kurallar bütünü “Medeni Kanun” kapsamında yer alır. Osmanlı Devleti’nde ne genel hukuk ne de medeni hukuk alanında bir uygulama birlikteliği yoktu. Şer’i ve örfî hukukun yanında Tanzimat Dönemi’nden itibaren batı tarzı mahkemeler de açılmaya başlanmıştı. Ahmet Cevdet Paşa’nın düzenlediği “Mecelle” ise tam bir medeni hukuk olarak sayılamazdı. Ayrıca dini ku­ralların etkisiyle hazırlanmıştı ve ihtiyaçları karşılayamıyordu.
Cumhuriyet kadroları ise çağdaş ve ulusal değerleri öne çıkarmayı temel ilke edinmişlerdi. Bu, hukuk alanında da geçerliydi. 26 hukukçudan oluşan bir komis­yon on dört ay çalışarak “İsviçre Medeni Hukuku”nu Türkçeye çevirdi. Bazı maddeler ülkemizin ih­tiyaçlarına göre değiştirildi. 17 Şubat 1926 tarihinde “Türk Medeni Kanunu” kabul edildi. 4 Ekim 1926’da da yürürlüğe girdi.
Türk Medeni Kanunu’yla belli ölçüde kadın erkek eşitliği sağlanmıştır. Mesela;

  1. Kadına, meslek seçme özgürlüğü tanındı.
  2. Çok eşlilik yasaklandı, tek eşlilik ilkesi getirildi.
  3. Kadına da boşanma hakkı tanındı.
  4. Miras bölüşümünde cinsiyet ayrımına son verildi.
  5. Evlilik resmi nikâh şartına bağlandı. Böylece aile kurumu devlet güvencesi altına alındı.
  6. Din ve mezheplere göre uygulanan özel hukuk anlayışına son verilerek hukuk birliği sağlandı.
  7. Patrikhane’nin dünya işleri ile ilgili yetkilerine son verildi. (Lozan Antlaşması’na göre, azınlıklar medeni hukuk kapsamına giren konularda kendi geleneklerini sürdürüyorlardı.)
  8. Mahkemelerde kadın erkek ayrımına son verildi.
  9. Şahitlikte cinsiyet ayrımı kaldırıldı. (Zirâ eski Mecelle’ye göre, iki kadının şahitliği bir erkeğe eşitti.)
  10. Çocukların iyi yetiştirilmesi amacıyla aileye görev ve sorumluluklar yüklendi

Daha sonra yapılan değişikliklerle kadınlara;

  1. 1930’da yerel seçimlere katılma hakkı tanındı.
  2. 1933’de Muhtarlık seçimlerine katılma hakkı tanındı.
  3. 1934’de Milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilerek, çağdaşlaşma yolunda önemli bir adım atıldı.

Görüldüğü gibi Türk Medeni Kanunu’yla hukuk birliği sağlanmış; laik toplum ve kadın hakları konusunda önemli bir adım atılmıştır.

  1. İcra ve İflas Kanunu (1923)
  2. Borçlar Kanunu (17 Şubat 1926)
  3. Ceza Kanunu (1926)
  4. Kara ve Deniz Ticareti Kanunu (1926, 1929)

Bu yeniliklerle dinî hukuk sisteminden ayrılarak, laik çağdaş hukuk sisteminin uygulanmasına başlanmıştır.

C. Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan İnkılâplar

Tevhid-i Tedrisat (Öğretimin Birleştirilmesi) Kanunu (3 Mart 1924): Bu kanunla Türkiye dâhilindeki bütün bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Sadece askeri liseler Milli Savunma Bakanlığı’na bırakılmıştır.

Yeni Türk Harflerinin Kabulü Hakkında Kanun (1 Kasım 1928):

Latin alfabesine geçilmesinde amaç;

  1. ümmet toplu­mundan ulus toplumuna geçmek,
  2. okuma-yazma oranını artırmak,
  3. Arap alfabesinin kutsal ol­duğu düşüncesini yıkmak,
  4. ve bilimsel ve teknolojik ilerlemeleri ve kültür alışverişini hızlandırmaktır.
Yeni yazıyı halka öğ­retmek için 24 Kasım 1928’de “Millet Mektepleri” açılmış ve yurt çapında okuma-yazma seferberliği başlatılmıştır. Bu yüzden “24 Kasım” tarihi bugün “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmaktadır.

Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin (TTK) Kuruluşu (12 Nisan 1931): Cemiyet daha sonra Türk Tarih Kurumu adını almıştır (3 Ekim 1935). Kültür alanında yeni bir tarih görüşünü ifade eden kurumun kuruluşu ile ümmet tarihi anlayışından ulus tarihi anlayışına geçilmiştir.

Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin (TDK) Kuruluşu (12 Temmuz 1932:. Cemiyet daha sonra Türk Dil Kurumu adını almıştır (24 Ağustos 1936). Kurumun amacı, Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir. Osmanlılar döneminde aydınların büyük ölçüde Farsça ve Arapça sözcük ve dilbilgisi kuralı içeren Osmanlıcayı kullanmalarından ötürü, aydınlar ile halkın dil bakımından birbirlerinden kopmuştu. Türkçenin özleştirilerek yeni Türk abecesiyle dünyanın en zengin dillerinden biri haline getirilmesini amaç alan Atatürk, Türkçenin gerçek bir bilim, edebiyat ve sanat diline dönüşmesi çalışmalarını hızlandırdı.

İstanbul Darülfünunu’nun kapatılmasına, Milli Eğitim Bakanlığı’nca yeni bir üniversite kurulmasına dair kanun (31 Mayıs 1933). Böylece İstanbul Üniversitesi 18 Kasım 1933 günü öğretime açılmıştır.

D. Ekonomi Alanında İnkılâplar

İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat - 4Mart 1923)

Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı günlerde İzmir’de I. İktisat Kongresi toplanmıştı. Amaç, siyasal olduğu kadar ekonomik bağımsızlığı da sağlamaktı. İzmir İktisat Kongresi bu gerçeği dünyaya duyurmak ve yeni Türkiye’nin ekonomik hedeflerini belirleme amacı güdüyordu. Mustafa Kemal, “Askeri ve siyasal başarılar ne derece büyük olurlarsa olsun­lar ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça yok olup gitmeye mahkûmdurlar.” diyerek, konunun öne­mini belirtiyordu.
Tarım, sanayi, ticaret ve işçi kesimlerinden 1135 tem­silcinin katılımıyla toplanan bu kongrede, 12 madde­den oluşan “Misak- İktisadi (Ekonomi Andı)” kabul edildi.
İzmir iktisat Kongresi’nde üzerinde tartışılan konular şunlardır:

  • Ulusal endüstri kurulması Fabrika üretimine geçilmesi
  • Ulusal bir banka kurulması Kapitülasyonların kaldırılması (Ulusal bağımsızlığı sağlamanın temel koşuludur.)
  • Tekellere izin verilmemesi
  • Toprak reformunun yapılması
  • İşçi sendikalarının ve meslek örgütlerinin oluşturul­ması
  • Demiryolu yapımına önem verilmesi
  • Hammaddesi yurt içi kaynaklardan sağlanan alanlar­da üretime önem verilmesi
  • Aşar vergisinin kaldırılması
  • Hayvan hastalıklarıyla mücadele edilmesi
  • Kabotaj hakkının elde edilmesi
  • Gerekli eleman yetiştirecek eğitim okullarının açılması
  • Stratejik yatırımların devlet eliyle yapılması
  • Koruyucu gümrük vergileriyle sanayicinin korunması
  • Borsaların kambiyo merkezlerinin millileştirilmesi
  • Kredi olanaklarının artırılması
  • Köylere telgraf, telefon, sağlık ve ulaşım hizmetlerinin getirilmesi

İzmir İktisat Kongresi kararları incelendiğinde hem özel girişimcilere hem de devlete yönelik maddeleri olduğu görülür. Ancak devlet daha çok teşvik edici ve koruyucu bir konumdadır.

Tarımsal Alanda Yapılan Yenilik ve Düzenlemeler

Bu kapsamda,

  • 17 Şubat 1925 tarihinde Aşar (Öşür) vergisi kaldırıldı. Böylece köylünün ekonomik durumu iyileştirildi.
  • 1933 yılında “Yüksek Ziraat Enstitüsü” kuruldu. Amaç, modern ve bilimsel yöntemlerle tarımsal üreti­mi ve ürün kalitesini artırmak ve tarımsal hastalıklarla mücadele etmekti. “Tarım Kredi Kooperatifleri” ku­rularak çiftçiye kredi imkânı sağlandı.
  • Ziraat Bankası’nın köylüye verdiği krediler artırıldı.
  • “Tohum ıslahı” yapıldı. Traktörle yapılan tarım teşvik edildi.
  • “Veteriner Fakültesi” açılarak hayvan hastalıklarıyla mücadele edildi.

Tarım alanında görülen gelişmeler halkçılık ilkesi doğrultusundadır.

Ticaret, Ulaşım ve Bankacılık Alanındaki Yenilikler

  • Yerli tüccarı güçlendirmek ve kredi sağlamak amacıy­la 1924 yılında “ Türkiye İş Bankası” kuruldu.
  • Yabancıların elindeki şirketler satın alınarak ulusal­laştırıldı. (Tütün idaresi ve demiryolları gibi.)
  • 1 Temmuz 1926’da “Kabotaj Kanunu” çıkarılarak, Türk karasularında ticaret yapma hakkı Türk vatan­daşlarına tanındı.

Kabotaj, Bir ülkenin karasularında, göllerinde ve akarsularında gemi bulundurma ve bunlarla yolcu ve yük taşımacılığı yapma hakkıdır. Kabotaj Kanunu, kapitülasyonların kaldırılma­sının bir uzantısıdır.
Kabotaj Kanunu ile Türk deniz ticaret filosunun gelişmesi sağlandı. Dalgıçlık, kılavuzluk, kaptanlık, tayfalık ve benzeri meslekler Türk vatandaşlarına geçti. Yabancı gemiler, yalnız yurt dışından getirdikleri yol­cu ve yükleri Türk limanlarına indirme, Türk limanla­rından aldıkları yolcu ve yükleri yabancı ülkelerin li­manlarına taşımaya başladı.

  • 1930’da “Merkez Bankası” kuruldu. Görevi; para pi­yasasını düzenlemek, hazine ile ilgili işleri yürütmek ve Türk parasının istikrarını sağlayacak önlemler al­maktı.
  • Ulaştırma alanında, demiryolu yapımına ve taşımacı­lığına önem verildi. 1927’de “Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü” kuruldu. Demiryolu ulaşımına önem verilmesinin ekonomik nedeni, ülke kaynaklarının ucuza ve hızlı taşınmasıdır. Onuncu Yıl Marşı’nda söylendiği gibi “Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan”...

Sanayi Alanında Görülen Gelişmeler

Lozan Antlaşması’na ek olarak imzalanan Ticaret Sözleşmesine göre; Türkiye, gümrük tarifelerini 1929 yılına kadar artıramayacaktı. Böylece Türkiye, sana­yiyi destekleme politikasında ekili olacak gümrük korumasından yoksun kalmıştı. Ancak bu durum orta­dan kalktıktan sonra Türkiye sanayi alanında önemli gelişmeler yaşadı. 1927 yılında çıkarılan “Sanayiyi Teşvik Kanunu” ile özel girişimcilere devlet çeşitli kolaylıklar sağladı.
Bu destekleme önlemlerine 1929’da gümrük koruması da eklenmiştir. Ancak özel girişimcilerin elinde yeterli sermaye olma­dığı için istenilen sonuçlar elde edilemedi. Bunda 1929 sonlarında çıkan “Dünya Ekonomik Krizi” de etkili olmuştur. Bunun üzerine devlet, sanayileşme işini kendi üzerine aldı.
1934 yılında “Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı” ha­zırlanarak planlı ekonomiye geçildi ve sanayide devlet girişimleriyle önemli adım­lar atıldı:

  • İzmit Kâğıt Fabrikası (bugün kapatılmak üzere)
  • Paşabahçe Cam Fabrikası
  • Keçiborlu Kükürt Fabrikası
  • Isparta Gülyağı Fabrikası
  • Turhal Şeker Fabrikası
  • Konya Ereğli Dokuma Fabrikası
  • Bakırköy Bez Fabrikası
  • Kayseri Dokuma Fabrikası
  • ve Karabük Demir Çelik Fabrikası kuruldu.

İsmini eski Anadolu uygarlığı Hititlerin öteki adı olan Etilerden alan Etibank ve MTA’nın 1935 yılında kurulması da sanayi-madencilik alanında önemli bir gelişmedir. II. Beş Yıllık Kalkınma Planı ise II. Dünya Savaşı nedeniyle uygulanamamıştır.

E. Toplumsal Alanda İnkılâplar

  • Şapka İktisası (Giyilmesi) Hakkında Kanun (25 Kasım 1925)
  • Tekke ve Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (30 Kasım 1925)
  • Beynelmilel (Uluslararası) Saat ve Takvim Hakkındaki Kanunların Kabulü (26 Aralık 1925). Kabul edilen bu kanunlarla Hicri ve Rumi Takvim uygulaması kaldırarak yerine Miladi Takvim, alaturka saat yerine de uluslararası saat sistemi uygulaması benimsenmiştir.
  • Uluslararası Rakamların Kabulü (20 Mayıs 1928)
  • Ölçüler Kanunu (1 Nisan 1931). Bu kanunla ölçü birimi olarak uygar ulusların kullandıkları metre, kilogram ve litre kabul edilmiştir.
  • Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun (26 Kasım 1934)
  • Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun (3 Aralık 1934)  Bu kanunla din adamlarının, hangi dine mensup olurlarsa olsun, mabet ve ayinler dışında ruhani kisve (giysi) taşımaları yasaklanmıştır.
  • Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)